Ana Menü
Ana Sayfa
Sağlık
Tarih
Edebiyat
Eğitim
Coğrafya
Teknoloji
Yemek Tarifleri
İslam
İletişim
Arama
Telefon Kodları
Resim Galerisi
Çevrimiçi Kullanıcılar
Çevrimiçi Ziyaretçiler: 1

Çevrimiçi Üyeler: 0

Toplam Üye Sayısı: 980
En Yeni Üye: Thomasot
Günlük Burç
En Son İncelemeler
Facebook güzel sözle...
Özel Anlamlı Sözler
Türklerin islamiyetl...
Hicret nedir?
Aşı Nedir? Aşı Hakkı...
Az nefes al, genç kal
Ayak masajıyla gelen...
Astım riski TV ile k...
Araç tutmasına karşı...
Divan-ı Lügati't Türk - Divan Edebiyatı Hakkında Ayrıntılı Bilgi
Meşrutiyetin ilk yıllarında , (1910-1911 yılları) Sahaflardaki kitapçı Burhan Efendi’ye bir kitap gelmiştir. Kitabı getiren eski Maliye Nazırları’ndan Vanizade Nazif Paşa’nın akrabası bir kadındır. Kitapçı, yapıtı satmak üzere dönemin Eğitim Bakanlığı’na başvurur. Bakanlık, istenilen 30 lirayı çok görerek almaz. Bunun üzerine kitapçı, onu Ali Emiri Efendi’ye gösterir. Ali Emiri Efendi kitabın değerini hemen anlar, 30 sarı lirayı bastırır. Burhan Efendi’ye de aracılığından ötürü üç lira verir.

Bu, bir ikinci örneği bulunmayan Divanü Lügat-it Türk’tür. Emiri Efendi onu ele geçirdiği için sadrazamlıkla sevindirilmiş gibi olmuştur. Artık herkese kitabın öneminden açıyor, ama onu kimseye göstermeye yanaşmıyordur. Kitabı bir kez görmek isteyen Ziya Gökalp’in ricalarını bile geri çevirmiştir. Kitabı basmak isteyenlere de, ona bir şey olur korkusuyla olumsuz bir karşılık verir. Sonunda, Sadrazam Talat Paşa’nın işe karışmasıyla buna evetlik gösterirse de basım işlerine Kilisli’nin bakmasını önkoşul olarak ileri sürer.

Şu bir düşüncedir ki, bu kitap Ali Emiri Efendi’den başka birinin elne geçseydi, bugün belki kitaplıklarımız Divanü Lügat-it Türk’ten yoksun kalacaktı. Ali Emiri Efendi su katılmamış bir kitap kurdudur. Bütün yaşamı boyunca kitap toplamıştır. Parasıyla elde edemediği kitapları binbir rica, binbir yalvarmalarıyla ödünç olarak alır, onları elyazısıyla kopya ettikten, ya da ettirdikten sonra geri verir. Yaşamının sonlarına doğru Millet Kütüphanesine armağan ettiği 14 bin kitabın içinde 721 tanesi bu elyazması kitaplardır.



Ali Emirir Efendi o tek yazma Divanü Lügat-it Türk’ü Macar bilim akademisine satmaya yanaşmaz. Oysa akademi bu iş için Hazrete tam on bin sarı altın önermiştir. Türklük dünyasına yeni ufuklar açacak kitabın öyküsü böyle bir raslantıya dayanır. Divanü Lügat-it Türk, Türklük biliminin en önemli yapı taşlarındandır. O, Türk’ün Divanı’dır; Türklüğün Divanı’dır. Bir ülkünün, bir bilincin ürünüdür. Türk’ün kültür savaşının öncüsüdür. Böyle bir yapıtın doğması için, sanki GökTanrı XI. yüzyılda bir bilgeyi görevlendirmiştir. Bilge, yapıtı aynı yüzyılın son yarısında bitirecektir. Bu bilge Kaşgarlı Mahmut’tur. Yaşamı üzerine bilgiler kendi yapıtında serpiştirilmiştir. Divan, Türk, Divanı Lügatit Türk, Kaşgarlı Mahmut, Divan-u Lügati’t Türk



Alman doğu bilimcisi Martin Hartmann, Divan’ın birinci cildi basıldığı yıllarda Milli Tetebbular Mecmuası’nda bir makale yazar ve Kaşgarlı Mahmut’un yaşamına değinir. Divan’da Kaşgarlı Halefoğlu Hüseyin adında bir bilgini Mahmut’un hocası gösterilir. Tac ül İslam Semani’nin Kitab ül-Ensab’ında bilgi bulunduğunu bildirir. Semani Kaşgar’da yetişen bilginlerden söz ederken Hüseyin’i de anar. Onun erdemli zahit bir şeyh olduğunu bildirir. Ne var ki anlattığı rivayetlerden dinlenmeye değer olmadığını da vurgulamaktan kalmaz.

İşte gerek Semani’nin kitabından, gerekse başka tarihsel kaynaklardan, o sıralarda Karahanlı devleti topraklarında doğu illerinde bile İslam bilimlerinin yüksek bir gelişme gösterdiği anlaşılır. Martin Hartmann bunu açık yüreklilikle söyler Hartmann bununla da kalmaz. O sıralarda İslamlar arasında yalnız din bilimlerine önem verildiğini de ekler. Onun dışında sözlük, tarih, soybilgisi, coğrafya gibi bilgilere önem verilmez. Ve bunun büyük olasılıkla bir çöküş belirtisi olduğunu ekler. Hartmann, yalan yanlış hadis anlatanların adlarının yaşamöyküsel kaynaklarda anılmasını Kaşgarlı Mahmut gibi bir bilgine yer verilmemesini buna bağlar. Böylece Kaşgarlı üzerine bilgiler, Divan’da verilen bilgilerle sınırlı kalır.

Kaşgarlı Mahmut’un babası Hüseyin , dedesinin adı ise Muhammet. Barshanlı. Babası Barshan’dan Kaşgara göçmüş. Mahmut burada doğmuş. Nitekim Divan’da Barshan’ı anlatırken, “be şehir Mahmut’un babasının şehridir. Yani, Mahmut’un babası oradandır” diye açıklıyor. Ünlü Türk hanı Gazneli Mahmut’un babası Sevük Tekin de kökende Issık Göl dolayındaki bu Barshan kentinden. Mahmut da soylu bir aileden. Divan’da bunun içindir ki “bizim atalarımız olan Beyler emir sözcüğüne Hamr derler, çünkü Oğuzlar emir diyemezler” diye yazar. Öyleyse Mahmut kendi soyunun Oğuzlarca bu ağızda e sesi yerine h sesi kullanılması nedeniyle “hamirler” diye tanındığını bunun “emirler” anlamına geldiğini söylüyor. Soyunun Oğuzların oturduğu illeri yönettiğine mi değinmek istiyor? Yoksa onların buyruğundaki ordular Oğuzlardan mı oluşuyor? Bunu Divan’dan çıkarmak olanaksız. Ancak Mahmut Divan’ın bir yerinde, atalarının, Emir Berherk’in olduğunu söyler. Ataları Türk ülkelerini Smanoğullarından alan almışlardır.

Tüm bu verilere göre, Kaşgarlı , Karahanlı ailesinden değilse bile o aileye yakın yüksek Türk soylularından. Nitekim kendisi de yapıtının başında soyca Türk ileri gelenlerinden olduğuna değinir. Kendisinin iyi silah kulananalardan olduğunu ekler. Karahanlı soyuna girem kimi tanınmış adamlardan söylentiler iletir. Ve de yapıtında savaş şiirleri, askeri terimler Karahanlı devlet örgütü ve saray gelenekleri üzerine bilgi verir. Tüm bunlar sözkonusu yargımıza kanıttır.

Kaşgarlı Mahmut’un doğum ve ölüm yılları kesin bilinmiyor. Yapıtını Bağdat’ta yazmaya başladığına göre Kaşgar’dan Irak’a göçmüş olmalı. Ne ki , niçin geldiğini söylemiyor. Yalnız Türk bozkırlarında gezi yaptığını birçok Türk lehçesini görenek ve geleneklerini yerinde öğrendiğini söylüyor. Tarım, İli, Çu ve Sırıderya ırmakları yöresindeki Türk kentlerini doğrudan gördüğünü beirtiyor. Türlü şehir ve boy halkının ağız ayrımlarını, sözcük konusundaki kimi ayrılıklarını bildiğini anlatıyor. Bağdat’a gelip yapıtını yazmaya başladığında tüm bunları öğrenmiş, saptamış, yaşı da ilerlemiştir. Arapçayı eksiksiz yazabilir. İslam bilimlerini büyük olasılıkla Türk illerinde okumuş olmalıdır. Hartmann’ın da belirttiği gibi bu durum Kaşgar ve Bargsan bölgelerinin o zaman uygarlıkça ilerlemiş olduğunu gösterir.

Krahanlılar 960 yılında Budacılığı bırakıp İslamlığı seçiyorlar. Arapçanın İran ve Orta Asya dilleri üzerine yoğun egemenliği başlıyor. Sogotça gibi yok olma tehlikesi ile yüzyüze . XI. yüzyılda Karahanlı’dan iki kişi Balasağunlu Yusuf ile Kaşgarlı Mahmut, Türkçenin gönüllü savunmasını ele alıyorlar.

Kaşgarlı 1072-1074 yıllarında yapıtını Bağdat’ta yazıp bitiriyor. Abbasi halifesi El-Muktedi’ye sunarak şöyle diyor:

“Tanrı yeryüzündeki erki Türklere vermiştir; bunların dilini öğrenmekte fayda vardır. Bu kitabı Araplara Türkçe öpretmek için yazdım, buyurun” Uzun bir birikimden sonra, yapıtını, büyük olasılıkla 5 Ocak 1072’de Bağdat’ta yazmaya başlar. 10 Şubat 1074’te (bu konuda değişik görüşler vardır. Ahmet Caferoğlu, Türk Dili Tarihi II’de yapıtın 1077’de tamamlandığını söyler) bitirip Bağdat’ta Abbasi halifesine sunar.

Kaşgarlı Mahmut, yapıtını iki ana amaç için kaleme alır: Araplara Türkçe öğretmek ve Türkçenin Arapça gibi büyük bir dil olduğunu kanıtlamak. Tüm amacı ve düşüncesiyle Mahmut, büyük bir Türk uluscusudur. Nitekim o yapıtında yazış yöntemini şöyle anlatır:

“Türklerin hemen tüm illerini, obalarını, bozkırlarını inceden inceye gezip dolaştım. Türk, Türkmen, Oğuz, Çiğil, Yağma, Kırgız, boylarının dillerini tümüyle belleğime yerleştirdim. Bu konuda her boyun dilini eksiksiz öğrenecek ölçüde başarılı oldum. ”
Üye Girişi
Kullanıcı Adı

Parola



Henüz Üye Değil Misiniz?
Buraya Tıklayarak Üye Olabilirsiniz.

Parolanızı Mı Unuttunuz?
Buraya Tıklayın
Kısa Mesajlar
Mesaj göndermeniz için üye olmanız gerekmektedir.

25/05/2013 11:55
Selam BeyLer

06/02/2010 11:29
A.slm Sarp hsg din

04/02/2010 13:00
slm millet

04/02/2010 12:58
slm

06/06/2009 18:10
makarnaci seni Wink
Ziyaretçi Haritası
domain
Diger